Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Yaşam’

Sabır Taşı

Karşıdan karşıya geçerken kırmızı ışıkta bekleyecek kadar bile sabrı olmayan bir toplumun çocuklarıyız… Anlık öfkelerin girdabında bir elimiz neredeyse daima belimizde geziyoruz… Sanki ilk ters harekette karşımızdakini yere sermek, yok etmek içgüdüsüyle hareket eden kurgulanmış prototiplere benziyoruz… Daima üçüncü sayfa haberlerine alışkın bir bilinçaltı güdülenmesiyle birbirimizi tepeleye tepeleye ilerlemeye çabalıyoruz… Direksiyonun başına geçen kim olursa olsun kendi dışındaki dünya düşman bir içeriğe doğru hızla kayıyor. Bu nedenle çarpıyoruz, vuruyoruz veya ölüyor ya da öldürüyoruz… Sahi biz ne kadar birbirimize benziyoruz…

Oysa çok değil yakın geçmişimizin unutulmuş anekdotları arasında ilerlerken aklımızın bir köşesinde henüz balık hafızamıza dahil olmayan nice ayrıntı saklıdır… Literatürümüzün değişmez unsurları arasında ‘ağır abi’ sıfatını fazlasıyla hak eden şöyle enfes bir Türk Kahvesi’ne kim hayır diyebilir ki? Üzerindeki köpüğün kıvamını tutturmak bile yetenek meselesidir ve çoğumuz için saç baş yoldurur… İşte o kahvenin içinde tarihin imbiğinden geçerek kırk yıllık hatıra eşdeğer bir öykü yatar.. Sabır taşı…

Eskidendi çok eskiden… Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken… Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden… Daha biz kimseye küsmemiş… Daha hiç kimse ölmemişken. Eskidendi çok eskiden… Şimdi ay usul, yıldızlar eski…. Hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden.

Anneannelerimizin, babaannelerimizin avlunun bir köşesine kurulup evin erkeğine kahve yapma telaşına düştükleri andaki hummalı uğraşları akıl defterimizin unutulmazları arasındadır… Önce testiden nefis bir suyu cezveye koymakla başlar her şey… Sonra sıra mangalı ve kömürü hazırlamaya gelir.. O kömür kor halini alıncaya kadar sabırla beklemek gerekir. Bir elinde maşayla dakikalarca önce kor haline sonra köz haline gelinceye kadar beklemek bir erdemdir o zamanlar… Neticede yakılması gereken bir tüpgaz henüz icat olunmamıştır vesselam… Dedik ya eskidendi çok eskiden… Henüz tüfek icat olup mertlik bozulmamışken… Sokaklarda çocuklarımız saklambaç oynuyorken… Cep telefonunun ve hatta TV’nin esamesi dahi okunmuyorken… Eskidendi çok eskiden… Yeniden öykümüze dönersek… Dakikalar sonra ateşimiz hazırdır.. Başında tülbentiyle anneannemiz sabırlı bir uğraşla mangalın başında beklemektedir bizleri… Köz haline gelmiş olan kömürün üzerine bakır cezve, mis kokulu kahve ve uygun miktarda suyla birlikte yerleştirilmiştir… Bu uzun bir öyküdür…. O cezveyi, o kahveyi ve o ritüeli anlatmak bile nice uzun uğraşlar gerektirir… Geçelim… O cezvenin başında bekleyen kadın için süreç yeni başlamıştır oysa… O kahve cezvesi o ateşin üzerinde sabırlı bir el tarafından usul usul, hiç acele etmeden karıştırılır, karıştırılır, karıştırılır.. Dakikalar tüm acımasızlığı ile geçip giderken bir yanık türküye bile konu olacak denli önemli bu an’larda sinmiş saklı bir güzellik anneannemizin yüreğinden taşıp o cezvenin içindeki kahveye karışır… Sonra o uzun uğraşların ardından elde edilen köpüklü kahve bir fincanın içinde evin beyine giderken, aynı zamanda yanında bir bardak su vermeyi de ihmal etmezler… Öykü burada biter….

Sırada son bir not… O kahvenin içinde taşıdığı anlam kırık yıllık hatıra eşdeğerdir…. O sabırlı uğraşın sonunda elde edilen tat, insanı hatıralar eşiğinde unutulmazlar an’lar boyutuna taşır… O zaman sormak gerekir… Bir fincan kahvenin içinde gizli kırk yıllık hatır için bunca sabır göstermesi gereken bizler, sevgilimiz için, eşimiz/çocuğumuz için, arkadaşlarımız için, olmadı her şey için neden şu kadarcık sabır göstermeyiz ki? Bir kahve pişirimi kadar sabrı olmayan insan, gelecek adına sabırsız uğraşlarına daha ne kadar devam edecektir?

Burada tayin edici önemde olan şey, o geçmişle nasıl bir ilişki kurduğumuzdur. Bazen bir türküye tutunur gibi bazen bir öyküye dokunur gibi… Anneannelerimizin, babaannelerimizin sakız kokulu çarşaflarından taşan tadı anımsarız dün gibi… O dünü anımsamak adına hiç olmazsa hepimiz bugün için bir sabır taşı edinsek ya?

Read Full Post »