Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Fotoğraf’

İroninin Efendisi

“Hep anımsamak için bir kez görmek yeter” diyen Lermontov, deklanşöre basmadan fotoğraf çekmeyi bilenlerden olsa gerek… Görmenin gücü nereden gelir? Görmek neden bu kadar önemlidir? Daha iyi görmek için ne yapmak gerekir? Tematik bir veri olarak fotoğraf bütün bu soruların yanıtlarını içinde barındırır… Kendi nesnel yönelimimiz olması itibariyle fotoğrafın içeriğine ilişkin bir açık kapı bırakarak yürümeye devam ediyoruz… Fotoğrafın bize eğlendirici temalar sunması ya da bütün temaların eğlendirici biçimde sunumu… Temanın sunumu bize neyi anlatır, bize neyi anlatır hayat…

“Dünyayı değiştirmenin bir aracı” olarak fotoğrafa bakarsak, bu tanımlamanın yerinde olduğunu görürüz. Fotoğraf çekmek, fotoğrafçı ile dış dünya arasındaki ‘anı’ yakalama ilişkisinden öte, bu anlık kare içerisinde değişen dünyayı ya da değişimi aktarma çabasıdır. Bu çaba doğrultusunda belki de sanat dalları içerisinde en uygun araç, fotoğraftır. Gerek gerçekten kopamaması, gerekse de belgelediği görüntülerle bir anlamda “suç ortaklığı” ilişkisine girmesi, hem fotoğrafı hem de fotoğrafçıyı yaşama, çevresinde olup bitene göbekten bağlar.

Walter Benjamin, bir resmin saray duvarındaki anlamıyla aynı resmin yoksul bir evin duvarındaki anlamı arasında derin bir fark olduğunu söyler. Sanat yapıtı boşlukta duramayacağına göre, onun kendinde, içkin, mutlak bir anlamı olamayacağını söylemiş olur böylece… Hiç kuşkusuz, fotoğraf için de geçerlidir söyledikleri. ABD’li fotoğrafçı Steve Mc Curry bildik bir isim…. Curry, I. Körfez Savaşı’yla özdeşleşen “petrole bulanmış balıkçıl” fotoğrafıyla evrensel bir duyarlılığı ayaklandırırken fotoğraftakinden çok daha korkunç bir gerçeğin üstünün örtülmesine, isteyerek ya da istemeyerek hizmet etmişti. Bu fotoğraf tek başına ele alındığında duyumsattıklarıyla, ABD’nin binlerce kilometre uzaklıktaki bir ülkeye saldırısıyla birlikte okunduğunda duyumsatacakları arasındaki fark, sanat yapıtı olanla olmayan arasındaki farktır. Burada ironik bir durum vardır aslında…

Belgelemek, yaşanılan gerçekliği, gizli kalanı, bilinmeyeni aktarmasından kaynaklı olarak, kuramsal dünyayı, toplum kurgularını somutlayıp elle tutulur, gözle görülür hale getirir. Gitmekte ve gelmekte olanı o ‘anlık’ karelere hapsetmesi, aslında değişime ve dönüşüme tanıklık etmekten başka bir şey değildir fotoğrafçının. Fotoğrafçının konularıyla girdiği ilişki (gerek tanıklık, gerekse de paylaşımları) ilk başta fotoğrafçıyı etkiler ve onu dönüştürür, eşzamanlı olarak da fotoğraf, gerçeği, sürüp gideni değiştirir. İşte bu yüzden de fotoğraf, dünyayı değiştirmenin ve değişimi göstermenin en gerçekçi araçlarından ve tanıklarından biridir. En azından ‘bu dünyanın olası dünyalar içinde en iyisi olmadığını göstermek ve yeni bir yaşama işaret etmek için yaşama tanıklık eder.’

Artık şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Fotoğraf, teknik bir olgu olduğu gerçeğini hiçbir zaman yadsıyamayacak. Onu sanat kılan şeyin özel bir “görme biçimi” ya da “görme kültürü” olduğu savı da yukarıdaki örnekle boşa çıkartılmış bulunmaktadır. . Başka bir deyişle “görme biçimi”ndeki estetik algı da “görme kültürü”ndeki derinlik de herhangi bir fotoğrafı sanat yapıtı kılmaya yetmiyor. Bu topal sanatın ayağa kalkıp yürüyebilmesi için bunlarla birlikte başka dayanaklara da gereksinimi var. Söze, yazıya, düzleme, görme noktasına, gösterme niyetine ve daha birçok şeye…

G. Politzer, “Gözlemler, öngörüye bağlı olarak ifade edilse de, son çözümlemede, yalnızca düşünceyi değil, öngörünün nesnesini konu edinirler. Olasılık dalgası, fizikçinin kafasındaki olasılık kavramının dalgalanması değildir.” der….

Bu nedenle bir kişinin ironi hakkında, içinde isyanlar çıkardığı o bitimsiz uğraşı yücelten bir biçimde çabaladığını gördüğümüzde, ona katılabiliriz. Fotoğrafın dışında olmaktan usanıp, içine hızla dalarak özneleşmeye doğru adım atabiliriz artık…

İroni olumsuz yol gibidir, doğruluk değil, yol… Bir sonucu olan herkes ona sahip değildir; çünkü yolu ele geçirememiştir. İroni, vizöre girdiği zaman yolu da beraberinde getirir; ama bu yol bir sonucu olduğunu düşleyen kişinin ona sahip olması için kullanması gereken yol değil, sonucun o kişiyi terk etmesine giden yoldur.

İroninin nahoş bir tarafı da olduğu için, olağanüstü baştan çıkarıcı ve büyüleyici anları vardır. Türlü türlü kılıklara girmesi ve o muhteşem gizemliliği; başlattığı mesafeli iletişim, ayrıca bir de ironicinin belli bir uzaklıktan anlaşılma zorunluluğu, bir türlü yakalanamayan ve görkemi sözle anlatılamayan anlama anının hemen ardından gelen yanlış anlama korkusu, insanları kopmaz bağlarla kendine esir eder. İroni sert karşıtlıklara gereksinme duyar ve kanıtlamanın aptallaştırıcı yarenliği karşısında sönüp gider. Fotoğrafın ironik unsurlar içermesi bir ‘kalıcı şimdi’ye dönüşürken, izleyenin onu incelikle algılaması değil, aksine anlatılan nesnenin akılda kalıcılığına yapılan vurgusal saptamadır… Fazlalıklardan sıyrılmaktır kısaca…

Her özel yaşamdan dışlanması gereken çok şey, kesilip atılması gereken pek çok yabani sürgün vardır. Bunun için de ironi kusursuz bir cerrahtır. Çünkü daha önce anlatıldığı gibi ironi yoluna koyulduğu zaman, işlevi, özel yaşamın sağlık ve doğruluk kazanması için çok büyük önem taşır.

İroni egemenlik altına girdikten sonra, günlük yaşamdaki bazı akıllı kişiler gibi, fenomenin arkasında hep bir şeylerin gizlenmesi gerektiğine inanmaz artık. Ancak, fenomenin Tanrı’laştırılmasını da engeller; çünkü bizi düşünmeye yönelttiği için, dünya tarihini anlatmanın tarihin kendisi kadar uzun sürmesini gerektiren gevezelikten kurtarır aynı zamanda.

Güldürü, ironiden çok daha derin bir kuşkuculuk içerir; çünkü burada her şey sonluluğa değil, günahkarlığa bağlıdır. Güldürünün kuşkuculuğu ile ironinin kuşkuculuğu arasındaki ilişki, bilgisizliğin ancak saçmalık yoluyla inanılması gibi bir savla ilişkisine benzer. Ancak güldürü aynı zamanda ironiden çok daha derin bir olumluluk da içerir

Bir zamanlar insanlar bir parçacık ironiyle servet kazanır, aynı ironi kişinin diğer tüm zayıflıklarını kapatır ve dünyada onurlu bir kişi olarak yaşamasını sağlardı; insan okumuş, yaşama bir bakış tarzı olan ve dünyayı biraz anlamış biri gibi görünür, geniş kitlelere yayılmış olan entelektüel bir masonluğun üyesi gibi algılanırdı. Bu geçmiş zamanlardan kalma insanlara rastlamak hala olanaklı! Bizim çağımız ise başka bir şeyi talep ediyor: Kibir değilse bile en azından yüksek sesli bir dokunaklılık, spekülasyon değilse bile mutlaka sonuçlar, gerçek değilse bile ikna, dürüstlük değilse bile kesinlikle onun yerine geçebilecek yeminli ifade, duygu değilse bile duygu hakkında dur durak bilmeden konuşma. Bu yüzden çok daha farklı bir ayrıcalıklı yüz şekli çiziyor bize. Ağzın isyankarlıkla kapanmasına ya da üst dudağın hınzırca kıpırdamasına göz yumuyor artık. Tam tersine ağız ardına kadar açılmalıdır; bir vatansever söylev vermezken; bir düşünürün dogmatik yüzü, dünyayı yutabilecek kadar büyük bir ağız taşımazken; yaşayan sözcüklerin bir üstadı, ağzı sonuna kadar açık değilken nasıl hayal edilebilir? Çağımız bir insanın hareketsiz kalıp, kendi içine dalmasına izin vermiyor. Yavaş yavaş yürümek zaten şüpheli bir hareket ne de olsa. O halde bütün bunların gerçekliğini bir bilen olarak deklanşöre basmak yerine, neden fotoğraftaki tematik sorunların varlığını tartışır olduk… Gerçeği, algıladığımız dünyayı, anlatmak istediklerimizi, estetik beğenilerimizi vs anlatmanın, göstermenin binbir yöntemi –ironi gibi– varken, o halde bu dinginlik niye abiler?

Günümüzde kuşkunun felsefe için öneminin tartışıldığı çok konuşma yapılıyor, ama kuşku felsefe için neyse, ironi de kişisel yaşam için odur. Filozoflar, kuşku olmadan gerçek felsefe yapılamayacağını öne sürdüklerine göre, aynı savdan yararlanarak, ironi olmadan gerçek bir insan yaşamı olamayacağı da ifade edilebilir. İroniyi anlamayan ve onun fısıltılarını duyamayan kişi, özel yaşamın mutlak başlangıcı diyebileceğimiz şeyden yoksundur. Böyleleri, insanın çok bunaldığı zaman kendisini kaldırıp ironi okyanusunun derinliklerine atmasının, elbette orada kalmayıp sağlıkla, mutlulukla ve hafiflikle yeniden dışarı çıkarmasının getirdiği dayanıklılık ve güçten habersizdir. Fotoğraf ve sanatçısı işte tam da bu noktada devreye giren kişidir… İnsana gücünü yeniden veren bağışlayıcıdır…

İroni çağımızın çok yabancısı gibi görünse de, bu onun tamamen ortadan kaybolduğu anlamına gelmez. Gerçi çağımız kuşku çağı değildir ama, ortada hala kişinin üzerinde çalışma yapabileceği birçok kuşku ifadesi de dolanmaktadır. Fotoğraf sanatında çok sık kullanılan bir kurmacanın adıdır ironi. Özelliği, söylenmek istenilenin tersinmesidir.

Düşünmenin ironik özelliği kendisini ortadan kaldırmaz. Çünkü fotoğrafçı diğerlerinin kendisini anladığını varsayar. Buna ironik fotoğraf biçimi diyoruz çünkü ciddiyeti hakkında ciddi değildir. İfade insanda dehşet uyandıracak kadar çarpıcı olabilir, yine de bilgili bir diğeri bunun ardında saklanan sırrın farkına varır ve tam da bu yüzden ironi bir kez daha ortadan kalkar. İroninin en sık rastlanan biçimi kişinin aslında ciddi olmayan bir şeyi ciddi olarak göstermesidir. Diğer bir biçim ise, kişinin ciddi bir konuyu bir espri gibi, şaka yollu dile getirmesidir ama, buna daha seyrek rastlanır.

İroninin kendisini bir karşıtlık ilişkisi içinde göstermesi onun bir özelliğidir. Aşırı bir bilgeliğin karşısında alabildiğine cahil, alabildiğine aptal, kütük gibi durur ama o kadar sıcakkanlı ve öğrenmeye heveslidir ki, bilginin ev sahipleri böyle birinin dağ gibi birikimlerini yağmalamasından büyük zevk duyar. Duygusal ve anlamsız bir heyecanla ilgili olarak, başkalarını etkileyen büyük olayları kavrayamayacak kadar kalın kafalı olmak, ama aynı zamanda bugüne kadar bir sır olarak kalmış her şeyi kavrayıp anlamak isteyen bir iyiliği de açıkça ortaya koymak, bence ironinin son derece normal ifadeleridir. İronicinin aptallığı ne kadar masumane, çabaları ne kadar dürüst ve gerçekçi görünürse, alacağı haz da o kadar fazla olur. Buradan anlaşılacaktır ki, cahilken bilgili görünmek de en az bilgiliyken cahil görünmek kadar ironiktir.

Tüm bu durumlarda ironi kendisini, neredeyse dünyayı kavrayacak kadar, kendisini gizlemek için değil, gizlenenlerin ortaya çıkmalarını sağlamak için çevresini büyülemeye çalışırcasına gösterir. . Ama aynı zamanda ironici dış dünyayı kendisini takip edecek şekilde yoldan çıkarmaya çalışırken de kendisini gösterebilir.

İroni artık günümüzde yayılmacıdır.. Bu şekilde ironi hem fotoğrafı, hem de fotoğrafçıyı özgürleştirir. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için sanatçının ironinin efendisi olması, olmazsa olmaz bir koşuldur.

Read Full Post »